FOTOĞRAFIN EVRİMSEL SANCILARI

‘’ her şey  onu hatırlayan son kişi kadar yaşar . ‘’

Bu Kızılderili atasözü belki de fotoğrafın  evrimsel sancılarını anlamamız  için  bir  başlangıç noktası olarak alınabilir.  Tanrının insana bağışladığı  ölüm kaygısı olmasa , yaşamaktan ya da hayatın içinde ki  korkulardan mutluluklardan  bu denli bir  telaşımız  hiç olmayacaktı . Tarih  öncesi mağara  grafilerini incelediğimiz de , hayatın oldukça zor  olduğu zamanlarda , insanların  duvarlara yaşamlarını  çizmelerinin    ardında  yatan  temel  düşüncenin,  ölüm sonrası, hatırlanmak gibi  temel bir  insani zayıflık  sonucu ortaya çıktığını  görebiliriz.

Prehistorik çağ ( Taş Devri )Tarih öncesi çağ

Fotoğrafın evrensel  sancılarını üç   başlık  altında  incelersek , bunlardan   birincisi ,  fotoğraf  makinesinin varlığının  ortaya  çıkması ile   süregelen ve  hala  devam eden  teknolojik  gelişmeleri , ikincisi fotoğrafın bu tarihsel  süreçteki  var oluş  sancıları , üçüncüsü de  insanın kendi gelişimi ile   fotoğraf  sürecinde ki sancılarını  gözlemleyerek başlayabiliriz. Bu üç sürecin her  birisini  kendi içerisinde  irdelediğimiz zaman ,   fotoğraf  makinesinin düşünce  aşamasından  gerçekleşme evresine  kadar  olan gelişimi  en uzun ve  sancılı bir  dönem gibi görünebilir. İkinci bölüm  fotoğraf makinesinin bulunmasından sonra , fotoğrafın izlediği    uzun ve  sancılar ile  dolu geçen kimlik arayışı   sürecidir .  Son olarak ta  insanın kendi  ömür   zaman çizelgesi içerisinde  fotoğrafa  başlayarak , kendi kişisel  fotoğrafa  bakış açısında ki kısa  görünen ama  en  zor  dönemin  yaşandığı bölümdür.

Her  konu kendi içinde başlı başına ele  alınarak  kitaplar  yazılabilir.  Bu gün  üstünde  durmak istediğim konu insanın kişisel fotoğraf evriminde ki sancıları. Fakat bu konuya  geçmeden önce  fotoğrafın tarihsel  süreç içerisinde yaşadığı ,  yüz yıllar  boyu  süren süreç sonunda Fransız bilimler  akademisi başkanı Arago tarafından açıklandığı anda  uzun süre  ayakta alkışlanarak , tarihte en büyük coşku ile  karşılanan buluş olduğunu hatırlatmak isterim. 1800 lü   yıllar  sömürgecilik anlayışının başladığı  dönemlerdir.  İngiltere  , Fransa  ,  Almanya  gibi ülkelerin başını çektiği  bu dönem de  fotoğraf bulunması merak edilen ülkelerin görülmesi keşfedilmesi anlamına da  geliyordu .  Diğer  heyecan uyandırma nedeni de insanların kendi portrelerini gerçek bir  kopya  olarak elde  ederek ,  kendisinden sonra ki nesillere   aktarabilmesinin verdiği heyecandı.   Mağaralardaki duvarlarda   başlayan o bilinç altı duygular , artık gerçek  birer kopya ile saklanabilecekti.

Tarihsel  süreç içerisinde  düşünme aşamasından fotoğraf makinesi ile ilk fotoğrafın çekildiği 1826 yılına kadar  olan  uzun ve  çok yönlü gelişmelerin sonucunda  ortaya  çıkan fotoğraf  makinesi , çok ağır ,    büyük , taşıma  zorluklarının ardından,  ilerleyen yıllarda  kişilerin günlük kullanımlarına kadar  ulaşacaktı .

1936 Semi-Olympus I
1955 Olympus Wide
İlk nesil Olympus Pen 1959

Daha  sonra ki süreçte çeşitli  gelişmeler  ile  hızlı ve büyük devrimler  geçiren fotoğraf  makineleri , halen  sürekli ve çok çarpıcı yeniliklerle  hayatımızda yer  etmekte  ve    gelişmeye  devam etmektedir .  Önümüzdeki yıllarda  artık  piksel başına  iso değerlendirmeleri  yaparak insan gözüne  yakın   dinamik aralıklarda  fotoğraf  çekmeye  hazırlanan   teknolojik gelişmeler ile  ilgili çalışmalar  sürerken  , femto  ışıkteknolojisi ile üretilen fotoğraf  makineleri ,  göremediğimiz  alanlarda ki nesnelerin fotoğraflarının  çekimini  dahi  mümkün kılacak  hale gelmiştir. 

Kim bilir  belki de  yakın zamanda km ce  uzakta  bulunan  sabit disklere  küçücük kameralar yada gözlüklerle    çektiğimiz  görüntüleri  gönderip  fotoğrafları depolayabileceğiz.  Fakat  gerçek olan bir  şey  var ki   kameralar ne kadar  gelişir ise gelişsin  , hayatın içinden görüntünün seçilmesi estetik bakışı ve yorumlanması insana  ait  bir  özellik olarak  yaratıcılığını koruyacak tek unsur  kalacaktır. Kameralar  ve  görüntüleme  sistemleri uzun süreçli bu tarihsel  sancılarının ardından artık günümüzde  çok hızlı baş  döndürücü gelişmelerine  devam etmekte  ve  kapitalizmin  acımasız yarışı  içerisinde  yepyeni imkanları fotoğraf  çekmek isteyenlerin  kullanımına  sunmaktadır.

OLYMPUS OM-D E-M1 MARK II
OLYMPUS OM-D E-M1 MARK II
09

Fotoğrafın diğer  evrensel sancılarından  birisi de fotoğrafın hayatımıza  girmesi ile başlayan süreçte  amacı ve  maksadı ile  aldığı yoldur. İlk yıllarında uzun pozlama sürelerine  rağmen  fotoğraf bir portre  aracı olarak serüvenine  başlarken, Robert Cornelius’un 1839 ‘ da  çektiği bu fotoğraf tarihin ilk selfie’si devam eden süreçte  belge  ,  istihbarat  ,  habercilik amaçlarından sonra,  ilk  sanatsal  çalışmalarını  resmin  tarihi sürecinde ki gibi  , dinsel  temalı  çalışmalarla başlamıştır. Günümüze  kadar  gelen çalışmaların sonunda  fotoğraf  halen  bir  çok alanda belge  niteliği yanında , çeşitli sınıflandırmalar ile  türlere  ayrılmıştır.

1842 yılında David Octavius Hill ve Robert Adamson tarafından çekilen bu fotoğrafların amacı balıkçıların daha iyi şartlarda tekne donanımı edinmeleri, açık denizlerdeki güvenliklerinin sağlanması üzerineydi. ( Belgesel )

Lewis W. Hine 1900 Çocuk İşçiler ( Belgesel )

Ticari amaçla  yapılan fotoğraf  çalışmaları dışında kalan  bu  türler,   kişilerin  görsel algılama  yatkınlığı doğrultusun da  çeşitlenirken teknolojik gelişmelere  parelel  olarak yeni  çekim  türleri  oluşmakta  ve   yapılan çalışmalar  hızla  tüketilerek  fotoğrafçıları yeni arayışlara  doğru yönlendirmektedir. Fotoğraf  ,  belgesel ve  haber  niteliğinin yanında ,  evrensel bir  dil  olması itibari ile sanatsal çalışmalar içinde   kullanımına  halen devam edilmektedir .

Yukarıda  ki iki süreç  ayrı ayrı  incelendiğinde , kitaplar  dolusu  yazılacak  bilgi ve tarihsel  döneme  sahiptir.  Teknolojik ve kavramsal süreçlerin sancısından  daha  fazla  olan bir  sancı var ki  kısıtlı  bir  zamanda  var  olan insan oğlunun  bu  zaman aralığında  yaşadığı  kişisel  fotoğraf  sancıları , belki de  fotoğrafın en çok sorgulanması gereken yönüdür .

Bu yazım da , bu konuya  biraz  daha  teferruatlı olarak  değinmek  istiyorum , çünkü fotoğrafa başlayan her  bireyin kendi içinde  aşağı yukarı yaşadığı benzer  gelişmeler  çerçevesinde büyük bir  merakla  ve  istekle  başlanan fotoğraf merakından  ayrılmalar ,  uzaklaşmalar , isteksizlikler ,  başarısızlıklar  ve tatmin olunamayan  durumlar  oluşmaktadır.

Fotoğraf ,  ışıkla  yazmak ,  işte  bu sihirli  kelime ,   etkili bir  fotoğrafla  tanışan  bir  çok insanın ,  büyüsüne  kapılarak  heyecanla  peşine  düştüğü sancılı serüven. İnsanın  görme  sistemi, yansıyan ışıklar üzerinden oluşmaktadır.  Esasen  görme  sistemimizin  bir  kopyası  olan kameralar , harika  bir  görme sistemine   sahip olan insanın yeteneği karşından hala  elektronik yada  mekanik  davranışlar  ile taklitten ibarettir.

Doğru bir  başlangıç  için  kelimenin  anlamı ile  yola  çıkmak kadar  kelimenin içindeki ışığı  çok  doğru  kavramak gerekiyor. Doğal ya da  yapay  ışık kaynakları içinde bulunan fotonların,  bir  yüzeye  çarptıktan sonraki  gözümüze yansıyan kısmında ki ışığı   renkleri  görüyoruz. Peki  ışığın içinde hapsolan,  sahiplenilen  renklerin dışında  kalan ve  madde  tarafından ret   edilerek dışarıya  yansıtılan  rengi gördüğümüzde  ne  düşünüyoruz.  Mesela,  kırımızı bir  gül gördüğümüz de, çoğumuz  içimizden ne  güzel  kırmızı bir  gül diyerek,  kırmızı renge  anlamlar  yükleyip duygularımızın temsili olarak  bakıyoruz.  Bir de  şu açıdan bakalım , kırmızı gülün  özünde kırmızı  hariç tüm renkler kalırken çiçeğin kendinden kovduğu  kırmızıyı  güzel  kabul  etmek  maddenin  kabul  ettiği renkleri  ret  etmek anlamına da  gelir.

Burada  Halil Cibran ‘ ın sözünü anımsatmak istiyorum , ‘’ Yalnız açığa  çıkan ışığı görebiliyorsan … Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan… Ne  görebiliyorsun , ne  duyabiliyorsun . ‘’

İşte    fotoğrafın başlangıç ve  en büyük  sancısı da  budur.  Her  fotoğraf  serüveninin  başında  insanın kendisine  sorması gereken temel soru da  bu olmalı. Fotoğraf  makinesi  ile sadece  her kesin gördüğünü  görecekseniz , her kesin  duyduğunu duyacaksanız , aslında çokta  bir  şey  yapamayacaksınız .

Fotoğraf  sevdasının  başlangıcında ki en büyük  sorun  kamera  ve  ekipman seçimleri ile  başlar.  Bu  süreçte  konuya  ve  teknik  detaylara  yabancı olan kişilerin bu  safhada ki  gerginlikleri çok yorucudur. Kısıtlı yada  yeterli  imkanla  alınacak olan kameranın bütçelerinin karşılığında ki en iyisi  olması beklenir. Araştırmalar  yapılır ama  mutlaka bir  tanıdık tavsiyesi istenir. İşte burada  yardım istenen kişisinin bilgi  ve  tecrübesi  çok önemlidir. Genel olarak kişiler  kullandıkları ve  alışkın oldukları  kameraların en iyisi olduğundan bahisle tavsiyelerde  bulunurlar.  Bu dönemde  bir  yıl  önce  harikalar  yarattığı düşünülen kamera  sistemleri  yerle  bir  edilir.  Şu anda kullandıkları  kameralarında    bir  kaç  yıl sonra  uğrayacağı  akıbet de  budur aslında.  Kameraların  ve  en önemlisi  lens seçeneklerinin  imkanlarını ret  etmek doğru bir  yaklaşım  olamaz.  Fakat  fotoğrafın  bütün başarı  öyküsünü  bu sistemler ile  elde  edildiğini savunmak ve olmazsa  olmaz  görmek ise  büyük  bir  yanılgıdan ibarettir. Başlangıç  aşamasında ki  bu  en  zor  süreç  imkanlar ,   araştırmalar  ve tavsiyeler  sonrasında  aşılarak ikinci sancı evresi olan öğrenme başlar.   Bu aşamada kamera  sistemlerinin  temel özellikleri  ve  fotoğrafı oluşturan bileşenlerin  öğrenilmesi , ayarlar , kompozisyon , ışık  kullanımı  gibi fotoğrafın temel kavramları  üzerinde bilgilenme  dönemidir .   Bu  kısım    ben bunu yapamayacağım  diyenlerin pes  ettiği ama  başarılı olanların  kendisini  fotoğraf dâhisi  hissettiği dönemdir.  Çekilen ilk fotoğraflar kişiye  geçici bir  mutluluk verir ve  zamanla  bunların  yeterli olmadığının farkına  varılır. Bu  aşamayı geçenler   çok çalışarak ve  araştırarak bilgilerini artırıp  süreci  daha  hızlı  geçebilirler. Kimisi  kendisini acımasızca  eleştirirken  , kimisi de kendisine  fazla  övgüler atfeder.  Hataların  en çok yapıldığı kırılgan bir   dönemdir bu .

Sancılar    giderek artmaya  başladıkça, aslında  fotoğrafta  alınan yolda  ilerlemenin  başladığı zamandır. Denemeler  ,  çalışmalar  , her  görülenin çekilmeye  değer  bulunmasının ardından  ,  ışığın sihrinin  farkına  varılır ve  daha  doğru  ışık zamanlarında üzerinde daha çok düşünülerek oluşturulan fotoğraf karelerine ulaşılmaya  başlanır.  Artık  teknik  ilerlemiş  ,  ekipmanların  ayrıntıları  detayları  yerine  oturmuş ve fotoğraf için  katlanarak  büyüyen bilgilere  ulaşılmaya  başlanmıştır.  Çekilen fotoğrafların düzenlemesi   içinde  bilgiler geliştirilerek  fotoğraflar  daha  etkili görselliğe  kavuşmuştur. Artık  fotoğrafçı hayatın içinde  bakış  açısına  göre doğru  ışığı  , doğru zamanlamayı , doğru  seçimleri yapabilmekte ve yerleri belli  ,örnekleri belli olan   çalışmaların benzerlerini  hatta  daha  iyilerini  oluştura bilmektedir .

Uzun bir  süre  bu şekilde  devam edecek çalışmalar  bir  süre  sonra yerini  bıkkınlığa  , yaratıcıktan yoksunluk ile moral  bozukluğuna  terk edecektir.  Bu  zaman dilimi  kişinin kendi benliği  ile  aşabileceği  süreyi  belirlediği  dönemdir. Bir  eşiğe  gelinir ve  bu eşikten  geçmek  yada  kalmak arasında  tercihler  sorgulanmaya  başlar. Fotoğrafı  hayatına  ticari olarak almayanların , gazete ,  haber  ,  belge  niteliğinde çalışmayan  kişilerin  vazgeçme  evresidir  bu.  Aslında  bu nokta  bence   ,   tamda  fotoğrafın  başlangıç yeri sayılabilir.

Artık teknolojik ve  teknik  sorunlar  çözülmüş ,  doğru kompozisyon  ışık kullanımları  tamamlanmış ve  estetik açıdan güzel  fotoğraflar  ortaya  konulmuş  , beğeni  ve  ilgi tatminliği  doyuma  ulaşmıştır.

Peki  bundan   sonraki  süreç ne olacaktır.  Bilinen  fotoğraflar  taklit  edilmiş  aynı yerlerde fotoğraflar  çekilmiş  ve ışığın  büyülü atmosferinde  oluşturulan görseller  beğeniler ile taçlandırılmıştır.   Yaratıcılık ,  sanatsal  ruh bu  durumlarda  devreye  girip  kişiyi  ilerletecek yada  kısır  döngüye dönüşen  tekrarlar   içinde  isteksizlik oluşacaktır.

Artık  fotoğrafçının  doğum sancısı başlamıştır.  Çok şiddetli  , acımasız  ve  büyük bir sancı . Fotoğrafçı için artık   kendisine yönelen  ışıkları  görmeyi bırakıp , gösterilen  fotoğrafların  peşinde  koşmayı terk edip ,   bir yola  çıkma  vaktidir.  Bu yol  ışıklar sönünce  kişinin kendi  içini görerek ulaşabileceği   bir yoldur. Bu  aşamada kişi kendini  sorgulamaya  başlamalı , korkularını ,  umutlarını , bilinç altındaki artılarını  eksilerini görmeli, artık dışarıdan kameraya  gelecekleri değil , içinden  anlatacaklarını  kamera  aracılığı ile  yazma  sancısını duyma zamanıdır.

Bu ,  fotoğrafın  gerçekten  doğma  ve  en güzel  zamanıdır. Şimdi  elinize  bir  taş alın , bakın ,  taş sizin için ne  ifade  ediyor  yada  bir  ağaç  , bank , eşya, simgeler , her şeye  artık  içinizle  bakın.  Mesela  taşı taş  değil de  kale  olduğunu , yol olduğunu , ev olduğunu , köprü olduğunu , un öğüttüğünü , ateşi oluşturduğunu  düşünün.   Hatta  ölümlerde  mezarın başına  dikilip  sonsuzluğun  o  bir  kaç metre  karelik alanında    beklediğini düşünün.  Artık taş ,   taş değildir. Taş kalpli sözü  size bir  anda  yersiz  gelmeye  başlayabilir.  Sorgulamaya  başlayabilir , tartışmak isteyebilir , sadece  yansıyan ışığı yada  sadece  söylenen sözün  dışındaki  her şeyi  duymaya  başlayabilirsiniz.

Başka  bir  örnek  daha   vereyim.  Bir  çok yerde  çok güzel  eski , ilginç , renkli ve gösterişli  kapılar  çekebilirsiniz. Her   fotoğrafçının  ilk anda  ilgisini çeken şeylerdir  bunlar. Şunu yapın.  Bir  kapıyı aralayın 45  derece açıyla  ve  içeri  geçin.  Karanlık  bir  oda  hayal edin , kapının o  açısından dışarıdan içeriye harika  bir  ışık girdiğini .  Hadi  hayal edelim şimdi.  O kapının aralığından sizin  için oraya  o  harika ışıktan ne  girebilir ?   ne  çıkabilir ? ..  O  aralıktan içeriye evin  bir  canlı dostu girebilir , sokakta  oynarken kirlenmiş bir  çocuk , yeni doğmuş bir  bebek , bir  gelin , bir  hasta  girebilir. Kapının siz de ki karşılığı nedir bunu sorgulayın. Güven mi ? huzur mu ? sıkıcılık mı ?  uzaklaşmak istediğiniz bir  yer mi ?  kendinizi  sorguladığınızda o kapıdan  girecek  onlarca  fotoğraf  karesi , yine  o kapıdan  çıkacak  sayısız  fotoğraf  karesi  hayal edip  çekebilirsiniz.  Hissettiklerinizi  aktarabilirseniz  ve   izleyen kişilerde   ışıkla  yazdığınız  görüntünün  duygusal  karşılığının okunmasını  sağlaya bilirsiniz.

Fotoğrafçının doğum evrelerinden ilki başlangıçtır  .  İkinci  doğumu  ışığı keşfetmesi  , fotoğrafı  oluşturma  başarısı , düzenlemeler  ve  seçimler  ile  estetik açıdan  ve  konusu bakımından güzel  fotoğraflar  çekmesidir.  Son evre  ise  fotoğrafçının kendi  ruhunu keşfederek anlatım  diline  ulaşması ,  kendi ruhunu  kamera  aracılığı ile ışıkla  yazarak  okunmaya  açmasıdır . İşte  fotoğrafçının gerçek doğumu da  budur.  Çünkü dünya  sizin  güzel  fotoğraflarınızı görür  ve  görsel verilerden oluşturulan  milyarlarca fotoğraf  çöplüğünün  içine  atar. Düşünün ki dünyada  her  gün   milyarlarca  fotoğraf  verisi oluşturulmaktadır .  Bu  kadar  verinin izlenmesi yada  sergilenmesi  ne  zaman olarak , ne  de gerçekte  mümkün değildir.  Fakat  tüm  dünyada tanınan fotoğrafçılar ve  akıllarda  kalan  fotoğraflar  vardır. Bu başarıları  okurken  bu  kişilerin  harcadıkları  zaman , emek  ve  azmin  dışında  kişilik olarak  kendilerini  çözümlediklerine  yapmak istedikleri amaç doğrultusunda  çalışmış olmalarına  dikkat  edin. Siz  söz  söylemeye  başladığınızda  ve  bu  sözünüz  dinlenebilir  olduğunda duyanlar da  artacaktır.   Unutmayın  , dünya güzel  çektiğiniz  fotoğraflara  bakıp  geçer.  Sürekli güzel  fotoğraf  üretilecektir. Fakat  bir  müze , bir  galeri , sizlere  elinizde  ne var , mesajınız  sözünüz  ne  dediğinde  , sizin  bir  sözünüz  bir portfolyonuz  olmalıdır.

Simyacıların temel amaçları değersiz metalleri altın ya da gümüş gibi değerli metallere çevirmek ve insan vücudunu ve ruhunu olabilecek en üst, en saf ve en sağlıklı seviyeye getirerek sonsuz gençlik ve ölümsüzlüğü keşfetmekti  .

Sahibi olan kişiye ölümsüzlük getirdiğine inanılan ve metalleri altına çevirdiği düşünülen felsefe taşını bulmayı  başaramayan  simyacılar  Kimyanın  temelini  oluşturmuşlardı.

Kim bilir, belki de   fotoğrafçılar  , değersiz  görünen  görüntüleri, içlerindeki sanatsal bakış ile olabilecek en güzel hale  getirerek , insanlara  ölümsüzlük taşı değil ama baktıklarında  ve  okuduklarında dünyaya  iyi gelecek umutlar  ve sözler ortaya  koyacaktır.

Fotoğrafçının biyolojik doğum günü yanında , kişisel gelişim  doğumu da  bir  doğum günüdür.  Bu doğuma  ulaşanların  doğum günleri kutlu olsun .

‘’  İnsan  kendisini  hatırlayan son  kişi kadar yaşar . ‘’  diyorduk başlarken.

Sizleri hatırlatacak fotoğraflarınızın olması  dileği ile.

Gılcan Mete DELİBAY

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir